Ev / Blog / Game of Thrones Neydi?

Game of Thrones Neydi?

Game of Thrones yayın tarihine 11 Nisan 2011’de başlamış bir kitap uyarlamasıydı. Buz ve Ateşin Şarkısı adlı George R.R. Martin tarafından yazılmış olan fantezi türündeki kitap serisi, D.B Weiss ve David Benioff’un yazarlığında diziye uyarlanmıştı.

Gri Bir Diyar

İlk sezonu on üç adet Emmy Ödülü’ne aday gösterilmiş, Game of Thrones başarıdan başarıya koşan bir seri olmuştu.

Dizinin sinematografik tarihi bir kenara, Game of Thrones çok insancaydı. Fantezi türünde olmasına rağmen durduğu konum o kadar…gerçekti ki, Game of Thrones ejderhaların uçtuğu göğün altında politikanın, entrikanın, ailenin, acının, sevginin ve ayrılığın da bulunduğu bir dünya çizmişti.

Dizinin kahramanları beyaz atıyla düşmanları yerle bir eden şövalyeler değil, öldüren, işkence yapan, ensest ilişkilerde savrulan ama seven, koruyan ve değişen karakterlerdi.

Dizinin bir ana karakteri de yoktu. Her karakterin kendi hedefleri, değişen hikayeleri ve motivasyonları vardı. Bu karakterler kendileri içinde tutarlı bir şekilde, Westeros adlı diyarda hayatta kalmaya ve Taht Oyunları‘nı oynamaya çalışırdı.

Kimisinin amacı milyonlarca sıradan insanın yaşadığı diyara hizmet etmek, kimisinin amacı dünyaların yansa dahi çocuğunu korumak, kimisinin ise intikam almaktı. Fakat bu amaçlar karakterlere öyle işlenmişti ki, çocuğunu korumak isteyen annenin öz kardeşiyle girdiği ensest ilişki ve diyara hizmet etmeyi amaçlayanın planladığı kötülükler bu karakterlere derinlik katmış; hiç kimsenin siyah ve beyaz olamayacağını kanıtlamıştı.

Yıllardır izlediğimiz filmlerin ve okuduğumuz kitapların getirdiği etkiyle “bu karakter asla ölmez” dediğimizde hep yanılttı bizi Game of Thrones. Çünkü aynı hayat gibi, öngörülemiyordu.

Zulüm orada da zulümdü. Sevgi orada da sevgiydi. Hayatı boyunca canavar olarak görülmüş bir cücenin, devlerin arasında yükselmesine şahit olduk. Çocuk yaralayan, kralını öldüren ve öz kardeşiyle ilişkiye giren bir adamın kendi kimliğini sorgulayışını gördük. Yalnız ve yetim bir kız çocuğunun, kendini eğitip intikam peşinde koşmasını; şarkılarla büyüyen genç bir leydinin, gerçekçi ve bilge bir kadına dönüşümünü seyrettik. Kimseden tamamen tiksinemez, kimseyi çok sevemez olduk.

Çünkü Game of Thrones griydi. Ağzı bozuk, yüzünün yarısı yanık, korkak bir asker bize gerçek şövalyeliği kanıtladığında, aynı Sansa Stark gibi hayatın pembe şarkılardan ibaret olmadığını fark ettik.

Bütün bu karakterler kendi amaçları ve ihtirasları uğruna diyarın rüzgarlarında savrulurken, Demir Taht adı verilen kılıçlı koltukta kimin oturacağı pek mühimdi bizim için. Ama aynı zamanda kış geliyordu. Kış geldiği zaman kimin ne uğruna savaştığının bir önemi yoktu. Yalanların, gerçeklerin ve anlatılmayanların ateşi, kışın buzuyla tehdit ediliyordu. Buz ve Ateşin Şarkısı buydu işte.

 

Diyarın İnsanları

Buz ve Ateşin Şarkısı, kahramanların her zaman haklı olduğu, beyaz atlarıyla koşup, gökten birer melek gibi indiği bir dünya değildi. Buz ve Ateşin Şarkısı, ölürken organlarını tutmaya çalışan, ayağı asla taban görmemiş, fillerin dövüştüğü diyarda ot olup ezilmişlerin şarkısıydı aynı zamanda.

Onlar açgözlülükle müteharrik, habasetle bozulmuş, şeytani adamlardır. Tanrıları hor görür, yalnızca kendilerini düşünürler. Iskartalar da onlar kadar tehlikeli olabilirler ama ama merhametimizi daha çok hak ederler. Hemen hemen hepsi, alt tabakadan gelen basit adamlardır. Bir lord gelip de onları savaşa götürene kadar, evlerinin en fazla bir mil uzağına gitmişlerdir. Kötü ayakkabılar ve kötü kıyafetler giyerek o lordun sancağının altında yürürler.

Sıradan insan bütün bunlardan bihaberdi. Sırtında battaniyesi, önünde yemeği olmalıydı sadece. Kılıçlardan yapılmış Demir Taht’ta kimin oturduğu önemli değildi. Kafasının üstünde bayrağın sallanacağını da umursamazdı, isimleri hatırlar; yüzleri unuturdu. Game of Thrones’da herkesin bir hikayesi vardır. Herkes herkesin hikayesinde bir karakterdi. Kimse hikayenin ilerlemesi için kullanılan bir öge değildi. Aksine herkes, diyarın hikayesindeki yapraklardı. Kimi dala tutunmuş, kimisi yerde ezilmişti.

Pek az defa şahit olduklarımız ise ezilen yaprakların da altındaydı aslında. Nehirliler vardı, piçler vardı, sonra Kuzeyliler vardı. Güney’de yaşayanların Yabanıl dedikleri, ama asıl adları Özgür Halk olanlar vardı. Özgür Şehirliler vardı, paralı askerler vardı, Yüzsüz Adamlar vardı, küçük hanedanlar vardı, unutulan çocuklar, duvarlara çarpılan bebekler, köleler vardı.

İnsanlar vardı. Game of Thrones ne spesifik olarak bu karakterlerin hikayelerini sundu, ne de gözlemci bakış açısını kullandı.

Game of Thrones herkesin herkes olmaya devam ettiği bir dünyaydı. İşte bu doğallığından dolayı Game of Thrones’du zaten. Diyarın bir tarafında krallık için mücadele veren bir lordun emri altında ölen bir çocuk, diğer tarafında leydi eşinin babasını öldüren başka bir çocuk vardı. Her biri kendi dalgasında, ama aynı denizin üstünde giden yelkenlilerden ibaretti.

Rahip Meribald der ki…

Bunlar, Rahip Meribald’ın anlattığına göre şöyle insanlardı.

Çoğu zaman bir oraktan, keskinleştirilmiş bir çapadan ya da bir taşı bir sopaya bağlayarak bizzat yaptıkları tokmaktan başka silahları yoktur. Kardeşler kardeşlerle, oğullar babalarla, arkadaşlar arkadaşlarla yürür.

Şarkıları ve hikâyeleri duymuşlardır; bu yüzden, görecekleri mucizelerin, kazanacakları şöhretin ve zenginliğin hayalini kurarak hevesli yüreklerle yola düşerler. Savaş güzel bir macera gibi görünür, bütün hayatları boyunca görebilecekleri en büyük macera.

Sonra savaşın tadını alırlar.

Nerede olduklarını ya da evlerine nasıl geri döneceklerini bilmezler. Uğruna savaştıkları lord onların adını bile bilmez ama işte oradadır; toplanmaları için bağırır, ellerindeki mızraklarla, tırpanlarla ve keskinleştirilmiş çapalarla bir hat oluşturmaları ve direnmeleri için bağırır.

Sonra şövalyeler gelir; çeliğe bürünmüş yüzsüz adamlar. Ve şövalyelerin taarruzunun çelik gümbürtüsü, dünyayı doldurmuş gibi görünür…

Ve adam kırılır.

Tanrı’nın farklı yüzlerine farklı isimler veren diyarın insanları, başlarında kimin olduğunu umursamazlar. Yüzlerini pek az kez görürüz. Ama oradadırlar.

Onların isimlerini bilmeyiz ama en az sen ve ben kadar gerçekler. Yaşamayı hak ediyorlar. Çocukları için yemeği hak ediyorlar. Sonucu ne olursa olsun onların iyiliği için hareket edeceğim.

 

“Benim kahramanlarım hayalperestlerdir. Küçük ya da büyük yollarla, dünyayı bulduklarından daha iyi bir yer haline getirmeyi deneyen kadınlar ve erkeklerdir. Kimi başarmış, kimi başaramamıştır, bazıları ise karışık sonuçlar almıştır. Fakat bana göre kahramanca olan şey çabadır. Kazanmış ya da kaybetmiş olsun, iyi savaşı verenleri takdir ediyorum. ” G.R.R Martin

Şarkının ritimlerini ensest kardeşler, yetim kızlar, öksüz piçler, korkak askerler, taklitçi efendiler, zeki dolandırıcılar ve bir cüce tutar. Aslında bunlar kimsesi olmayan ikizler, kimliğini bilmeyen öksüzler, gerçek şövalyeler, akıllı ustalar ve kısa bir devdir. Game of Thrones şefkatin acımasız yüzünü, ölümün tatlı tarafını gösterir. Game of Thrones budur.

Ya da en azından buydu.

Artık değil.

 

Hakkında Kerem Doğan Karakoç

Üretmeye çalışan, kitaplar, diziler, filmler ve oyunlar ile yaşamını sürdüren genç bir öğrencidir. Oyungg'yi çok seviyor.

Buna da bak!

mortal kombat inceleme

Mortal Kombat 11 İnceleme

Evet sevgili oyuncular! Beklenilen inceleme geldi! (En azından benim beklediğim inceleme) Kanın, vahşetin, psikopatlığın diz …

2 Yorumlar

  1. Elinize sağlık Kerem Bey. Çok güzel bir yazı olmuş. İlerki zamanlarda yazacağınız yazıları bekliyorum.

  2. Kerem Doğan Karakoç

    Çok teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir