Ev / Haberler / “Oynama Bozukluğu” Dünya Sağlık Örgütü Tarafından Ruhsal Hastalık Olarak Nitelendirildi

“Oynama Bozukluğu” Dünya Sağlık Örgütü Tarafından Ruhsal Hastalık Olarak Nitelendirildi

2000’li yılların başından beri oyunlar ve oyuncular psikologların ve velilerin odak noktalarından biri oldu. Evlatlarının ruhsal ve psikolojik sağlığı için endişelenen velilerin ve bu konuda durmadan araştırmalar yapan psikologların hiç bitmeyecekmiş gibi görünen faaliyeti tam da azalmışken Dünya Sağlık Örgütü oynama bozukluğu denen şeyi ortaya çıkardı ve bunu ruhsal bir hastalık olarak nitelendirdi.

Peki nedir bu oynama bozukluğu denen şey?

Oynama bozukluğu kişinin oyun ve oynama üzerinde kontrolünü kaybetmesi, günlük aktivitelerin ve eğilimlerin yerini oyun oynamanın tutması ve bunun, doğurduğu kötü sonuçlara rağmen devam etmesi sürecidir. Bu davranış biçiminin tanımlanması için şahsın 12 ay boyunca kişisel, aile, sosyal, eğitim, mesleki ve birçok diğer önemli alanlarda davranış biçimleri hakkında verilerin toplanması ve analiz edilmesi gerekiyor.

DSÖ Mental Sağlık ve Maddesel Bağımlılık Departmanı üyesi doktor Vladimir Poznyak bu konuda açıklama yaptı:

“Dünyada milyonlarca oyuncu var ve elbette tüm bu oyuncular oynama bozukluğu sorununa sahip bireyler olarak ele alınmıyor. Bu bireyler tüm kitlenin küçük bir parçasını oluşturmakta. Ek olarak, bu bir sağlık durumu ve sadece bu konuda uzmanlaşmış kimseler tarafından tanımlanabilir.”

Oyun bağımlılığının tedavisi üzerine ilk programlardan biri olan reSTART’ın kurucusu Hilarie Cash bu durumla ilgili şunları dedi:

“Bu gerçeğin herkes tarafından görülmesinin bu denli uzun süre alması beni şaşırttı. Fakat elbette, bu durumun bir sağlık meselesi olduğunu ortaya atmak için yeterli kanıta ihtiyaç vardı.”

The Telos Project sağlık kurumunun imtiyazlı psikoloğu Anthony Bean ise bu durumun biraz fazla abartıldığını, bu araştırmayı yapanların oyun dünyası hakkında gereken bilgiye sahip olmadığını ve oyun oynamanın gerekçelerini anlamadığını dile getirdi.

“Oynama bozukluğunun varlığını inkar edecek değilim, fakat bana kalırsa bu teşhis ile çok ileri gidilmesi de doğru değil. Bu herhangi bir şeyin hastalık olarak nitelendirilmesine kapı açıyor. Bu kapının açılması ise Pandora’nın kutusu gibi.”

Bunlarla birlikte Anthony Bean oyun oynamanın bireylerin psikolojik rahatsızlık ve depresyon gibi ruhsal sorunları yenmekte etkili bir araç olduğunu ve bu sorunlar giderildiğinde oyun oynama süresinin azaldığını da belirtti.

Doğrusu bu konuda Bean’e katılmamak elde değil. Çünkü bu durumda çok fazla futbol izleyen, çok fazla sosyalleşmeye meyilli, çok fazla para harcayan vesaire tüm bireylerin de benzer teşhislerle tanımlanması gerekir.

Tıp bilimi oyuncu kitleye hastalıklı bireylermiş gibi yanaşmaya devam edecek mi?

Keza oyunların insanları daha vahşi olmaya yönlendirmesi fikri ile başlayan bu tür yaklaşım hala devam etmekte. İşin ilginç tarafı, tüm bu tezler yine bilim insanları tarafından çürütülmekte. Bu tezleri öne sürmeden önce keşke oyuncuların ve oyun bağımlılığı olanların neden böyle davrandıklarını anlamaya çalışsalar. Belki de bu davranışlarımız toz pembe olmak bir yana, insanlar tarafından kül karası haline getirilmiş dünyaya sırt çevirmek istediğimizdendir, belki de aradığımız ortamı, hayalini ve düşünü kurduğumuz, özellikle çocukken yapmak istediğimiz şeyleri ve dünyaları oyunlar bize sunduğu içindir.

Ayrıca bu yazımız da ilginizi çekebilir:
Oyun Bağımlılığı Gerçekten Hastalık Mı?

Hakkında Tahir Dövtelabi

Çok okur, biraz oynar, biraz da yazar. 21 yaşına gelse bile büyümekle ilgili sorunları olan melankolik bir elf

Buna da bak!

Uluslararası Milyonluk PUBG Turnuvası Başlıyor!

Berlin Mercedes-Benz Arena’da başlayacak olan 1 Milyon dolarlık dev PUBG Global Invitational 2018 turnuvası 27 Temmuz’da …

2 Yorumlar

  1. Her şeyi geçtim DSÖ’nün bizi resmen Outlast oyununda yer alan akıl hastalarıyla aynı kefeye koyması, bana göre yaptığı açıklamanın ciddiyetini bariz bir şekilde düşürmüş. Şimdi benimle birlikte herkes mantık çerçevesinde düşünsün. Bu bağımlılık denilen şey ruhsal ve psikolojik olarak ele alınıyor. Bu gayet normal çünkü Florida’da bir liseyi basan 19 yaşındaki bir gencin 17 kişinin ölümüne sebep olup 50 den fazla kişinin yaralanmasına sebep olduğu zaman Kentucky Valisi çok mantıklı bir açıklama yaparak: “Bütün suç video oyunlarında” demişti. Dahası yurtdışındaki bir kentteki bir internet kafede 20 saat boyunca oyun oynayan gencin belden aşağısı felç olmuştu. Hatta Çin’deki bir kadın 1 hafta boyunca 8 saat aralıksız oyun oynayınca gözünü kaybetti. Hepsini geçtim Kaliforniya’daki Matthew Nicholson adındaki bir oyuncu, oyununa sinirlenip sakinleştirmek isteyen annesini vurmuştu. Kendi ülkemizde de bunlar var mı elbette var. 24 saat oyun oynayıp gözünü, bacağını kaybedenden tutun da kendini Assassin zannedip samanların üstüne atlayıp bacağını kıranlar var.

    Evet görmüş olduğunuz gibi oyunlar bariz bir şekilde akıl sağlığımızı bozuyor değil mi? O yüzden ne yapıyoruz hemen Steam hesabımızı silip kendimizi mobil oyunlara veriyoruz. Şimdi kabul edin herkesin elinde akıllı telefonlar var. Ve eminim ki her akıllı telefonun içinde en az bir tane oyun bulunur. Bu açıklamayı yapan doktorların birçoğu eminim evine gidip Candy Crush ya da türevi oyunları oynamışlardır. Siz Doktorları sürekli kitap okuyan, araştırma yapan birileri mi zannediyorsunuz yoksa? Hatta doktorları geçtim. Bu yazıyı okuyanların birçoğunun annesi ya da babası: “Oğlum kalk artık şu bilgisayardan yeter artık!” demiştir. Ve yine eminim ki telefonunda boş bulunduğu zaman oyun oynuyorlardır. Hmm kendileriyle çelişmiyorlar mı sizce de? Oyun bir dinlenme biçimidir kim ne derse desin. İsterse bu araştırmaya yıllarını vermiş ve bir milyon kişi üzerinde çalışma yapmış bir doktor olsun. Tespit edeceği ilk şey; günün stresini bariz bir şekilde azalttığıdır. Bununla kalıyor mu sizce? Tabi ki hayır…

    Şimdi hemfikir olup bu söylediklerimi bir bir doğrulamanızı diliyorum…
    Oyun oynamak ekip çalışması becerilerimizi bariz bir şekilde arttırır. Yoksa neden online veya co-op oyunlar oynuyoruz değil mi?
    Oyun oynamak çözüm üretme mekanizmasını canlı tutar. Hmm aksiyon ya da strateji oyunu oynadığımızı varsayalım. Herhangi bir kötü durumda kaybetmemek için elimizden geleni yapıp farklı yollara başvurmuyor muyuz?
    Oyun oynamak birden fazla nesneye aynı anda odaklanabilmemizi sağlayıp dikkatimizi birden çok nesneye verebilmemizi sağlıyor. Yine aksiyon ve strateji oyunlarında ilerleyebilmek adına belirlediğimiz stratejilerde bunu uyguluyoruz. Ayrıca MOBA oyunlarında bu zaten bariz bir şekilde belli oluyor. O kadar curcunanın arasından kendi karakterimizin canını yoklayarak farklı düşmanlara saniyeler içerisinde hamleler yapmıyor muyuz?
    Oyun oynamak insanı kültürlendirir. Bunu boşuna demiyorum. Bir paylaşım görmüştüm. Bir buzdağı. Altında kalan alan bir kitap. Üstünde kalan alan bir film. Tamamı ise bir OYUN. Witcher serisine baktığımızda bunu bariz bir şekilde görebiliriz. Örnekler zaten saymakla bitmez. Buraya uzun uzun yazmak isterdim fakat en bilinenini yazmak daha uygun. Ayrıca 2. Dünya savaşı hakkında okulda öğretilenlerden daha fazla bilgiye sahip olduğumuz aşikar. Normandiya çıkartmasını bir kitaptan okumak mı daha zevkli? Yoksa Normandiya çıkartması içinde yer almak mı gençler? Keşke 1. Dünya savaşı hakkında da fazla oyun yapılmış olsaydı da onun hakkında da geniş bir bilgiye sahip olabilseydik.
    Ayrıca eklemek isterim ki oyunlar; hafızayı canlı tutmaya, stres azaltmaya ve beyindeki nöron bağlantılarını arttırdığı çeşitli zamanlarda yapılan araştırmalar sonucunda kanıtlanmıştır. Bazı oyunlar DÜZENLİ OYNANDIĞINDA beyindeki gri maddeyi (bellek, dikkat, algısal idrak, düşünce, dil ve şuur konusunda kilit rol oynayan beyin korteksi) arttırdığı gözlemlendi. Buna bence kanıtlamaya gerek yok. Herkes Xbox Kinect ve PS Move u biliyor sanırım. Onu geçtim VR furyasını bilmeyen zaten yoktur.
    Ayrıca benim şahsi fikrim oyundaki tanıştığımız kişilerin gerçek yaşamda tanışmak zorunda kaldığımız bir çok kişiden %60 daha cana yakın ve sevecen olduğudur. Burada bahsettiğim tanışmak zorunda olduğumuz kişiler tabi ki de okulda, işyerinde ve bilimum toplumsal rol üstlendiğimiz kurumlarda daha belirgin. Tabiki de istisnalar mevcut. Çünkü bu bahsettiğim insanların bazıları Steam gibi platformlarda yer alıyorlar. Bunlara denk gelmeniz çok normal. Ki oyun içinde illa ki bir iki tanesine denk geliyoruz. Fakat dediğim gibi bu istisnalar(kanser yapılar) siz ya da ben gibi kaliteli kişileri zaten o kadar kapsamıyor. Arkadaş listenizi bir kontrol edin demek istediğimi anlayacaksınız. Ve şunu da söylemeliyim ki arkadaş listenizi de düzenlemeniz gerekli. Sonuç olarak rastgele ekleyenlerle de dolu bu platform.

    Sadede gelirsek eğer; oyunlar insanlık için biçilmiş bir çıkış ve dönüm noktası. Biz gibi kişiler oyun oynayarak bazı kişisel özelliklerimizi ve karakterimizi geliştiriyoruz. Oynadığımız oyunların bunda bir etkisi var mı? Tabi ki de evet. Çünkü bir oyunda sen eğer oynadığın karakterle kendini bağdaştırmıyorsan zaten o oyunu oynamamışsın demektir. Bağdaştırmak kelimesini yanlış anlayacaklar eminim ki vardır. Demek istediğim günlük yaşantımızda başımıza gelecek veya gelmeyecek olayları dijital bir platformda simüle ederek ona karşı bağışıklık ya da çözüm üretiyoruz. Bu da insanın kişilik özelliklerinin oluşmasında büyük bir etkisi var. Bu yüzden sağlam hikayesi olan ve yapılan seçimlerin oyunun sonunu etkileyen oyunlar oynamanızı şiddetle tavsiye ederim. DSÖ nün yaptığı açıklamaya da gelirsek tamamiyle gereksiz olarak görmüyorum ama bizi resmen tımarhanelik görünüm katması benim bariz bir şekilde sinirimi bozdu. Bunun yerine Kütüphanesinde yalnızca bir oyun olan ve sürekli o oyunu oynayan kişilere araştırma yapıp kişiliklerinde nasıl bir değişiklik oluşturuyor onu araştırsa daha yararlı bir araştırma olur. (Şahsi Gözlemim) Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Profesyonel olmayan ve kütüphanesinde yalnızca online kanser oluşumlar barındıran oyunları oynayan insanlar (CS:GO, PUBG, DotA, LoL vb.) diğerlerine göre daha agresif ve şiddete eğilimli oluyorlar. Çünkü mantıklı düşünürsek aynı kitabı sürekli okumak mı insanın bünyesine ve kişiliğine bir şeyler katar? Yoksa birden fazla kitabı değişik türleriyle okuyup bitirmek mi insanın bünyesine bir şey katar? Bunun cevabını rahatlıkla verebiliyorsanız DSÖ’nün bu araştırmasının kimleri kapsadığını gayet iyi anlayabilirsiniz bence. Ayrıca bazı Twitch yayıncıları 24 saat yayın yapıyorlar onlara bir şey olmuyor nedense? Bence DSÖ sağlıklı bir araştırma yapmak istiyorsa eğer her şeyden önce Twitch yayıncılarını incelemesi lazım. Söylemek istediklerim eminim ki bundan fazladır fakat bir yorum için bence bu kadar yeterli… Güzel bir makale olmuş elinize kolunuza ve yüreğinize sağlık…

    Saygılar…

    • Tahir Dövtelabi

      Öncelikle bu güzel yorum için teşekkür ederim. Fakat eklemek istediğim iki şey var.

      İlki vuku bulmuş olaylarla ilgili. Bana kalırsa bahsi geçen olaylarda an etken oyunlar değil, kişinin kendi mental bozukluklarının oyun oyndaıktan sonra ortaya çıkması. Zira bu olaylar filmer izledikten, kitaplar okuduktan sonra da vuku bulabilirdi. Yani bizzat oyunla ilgili değil de kişinin kendi sağlığına bağlı durumlardı. Böyle düşünme sebebim ise geçen yıl Alman bilim adamlarının yaptığı araştırmanın sonucu.
      Bu araştıma zamanı hem şiddet/vahşet oyunları oynayan hem de bu oyunları oynamayan kişilerin beyin dalgaları kaydedilmiş ve bu veriler analiz edildikten sonra aslında ya çok yakın ya da eşit oldukları ortaya çıkmıştır. Buradan doğan sonuç ise vahşet/şiddet oyunlarının insanları şiddete meyilli yapmamış olması.
      Kendimize bakalım: Resident Evil, Mortal Combat ve daha nice envai çeşit şiddet oyunlarıyla büyüdük. Neden psikopat bir seri katil değiliz?

      Diğer parmak basmak istediğim nokta ise LoL, CSGO gibi oyunların insanları agresif yapması. Keza bunun sebebi de direkt oyunların kendisi değil, onların community’si. Bir LoL oyuncusu olarak bu dertten ben de bazen muzdarip oluyorum. Zira sakin ve iyihuylu biri olarak bilinmeme rağmen sırf oyuncuların davranışları yüzünden sinirlendiğim, oyunuu kapattıktan sonra bir oh koyuverdiğim oluyor.

      Yorumun geri kalanına ise katılmamak elde değil. Saygılarla.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir