Ev / Röportajlar / Rauf Güneş İle Yayıncılık Üzerine Bir Röportaj

Rauf Güneş İle Yayıncılık Üzerine Bir Röportaj

Oyun dünyasının başarılı isimlerinden Rauf Güneş ile yayıncı olmak ve ülkemizde oyunlara bakış açısı üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.


-Öncelikle merhaba, sizi hep ekran karşısında görüyoruz. Kısacası ekranlardan tanıyoruz sizi. Sanki bütün yaşantınız orasıymış gibi görünüyor izleyici tarafından bakılınca. Peki profesyonel bir yayıncının bir günü nasıl geçer?

Profesyonel bir yayıncının bir günü genel olarak insanlara sunacağı şeyi düşünmekle ve hazırlamakla geçer. Sonuçta insanları eğlendirmesi lazım, ama bunun en önemlisi kendisinin eğlenmesi lazım ki insanları eğlendirebilsin. O yüzden yayını başlat tuşuna basmadan önceki büyük bir kısmı kendi özel hayatı ile geçiyor. Onun haricinde ise, benim için mesela insanlara hangi content’i sunacağım üzerine geçiyor. İnsanlara acaba bugün ne göstersem, acaba hangi oyunu oynasam, hangi muhabbete girsem gibisinden geçiyor. Kalk, bilgisayarın başına geç, düşün, başlat, kapat ve yat gibi oluyor benim için biraz. Yayıncılar sosyal hayatlarını bilgisayar karşısındaki insanlarla, izleyiciler ile geçirdikleri için pek fazla bir sosyal hayata ihtiyaçları olmuyor açıkçası. Özellikle de benim. Çünkü orada yüzlerce insanla saniyelik bir iletişim zaten var. Bu da mükemmel bir şey bence.

-Kısacası bizim ekranda gördüğümüzden çok daha uzun bir hazırlık süreci var işin arkasında?

Aynen öyle. İnsanların çoğu yayıncının işi sadece başlat tuşuna bastıktan sonra insanları güldürmek ve bundan para kazanmak üzerine olduğunu düşünüyorlar. Halbuki öyle değil, çok daha farklı. Senin insanlara vereceğin content’in farklılığına kendini ayarlaman lazım, verebileceğin content’in kalitesine kendini ayarlaman lazım ki insanları da eğlendirebilesin.

rauf güneş

-Dediğim gibi, yine de sizleri sadece yayınlarda gördüğümüz kadar tanıyoruz. Peki kameralar arkasında arkadaşlıklar nasıl gelişiyor? Yayınlarda gördüğümüz gibi misiniz?

Benim gözümde bir yayıncının bilgisayar koltuğuna oturup klavyeye yaklaştığı saniye bir sahne bence. Çünkü o kulaklığı kafana taktığında, o sandalyeye niye oturuyorsan oturduğun saniye sen de sahneye çıkmış oluyorsun. Çoğu yayıncının yayında yaptığı hareket ile gerçek hayatındaki hareketler çok farklı olabiliyor. Çünkü çoğu insan mesela dediğim gibi sahneye çıkıyorlar sonuçta. Sahneye çıktıkları için çok farklı bir kişiliğe bürünebiliyorlar. Mesela bunun bir örneğini vereyim. Hazreti Yasuo, Mustafa. Mustafa mesela yayınlarda falan çok troll bir insan, yayında falan hiçbir şey umurunda olmaz. Ama gerçek hayatta mesela efendi bir insandır. Orada o sahneye girdikten sonrası senin sahne kişiliğine bağlı. İnsanları eğlendirmek için de ona kendini inandırıp kendini vermen lazım ki insanlar da senin eğlenceli yönünü bulabilsin. Mesela Kemal de öyledir. Kemal’e mesela atılan komik donation’ları, küfürlü donation’ları ilk başta anlamazlıktan gelip belli bir mimik ya da belli bir sözle anladıktan sonra verdiği tepki gerçek hayatta böyle değil. İnsanlarla konuşabiliyor, anlayabiliyor. Hiç öyle değil kısacası. Onun haricinde benim birlikte oyun oynadığım insanlar, şimdi tabi öyle değil de, eskiden mesela sabahlara kadar hayatında kimse ile paylaşmadığın şeyleri paylaşabildiğin insanlar. Çünkü gerçekten ben kimsenin yüzünü görmüyordum Oradaki insanlar ile konuşmaktan, oradaki insanlar ile muhabbet etmekten kimsenin ne yüzünü görebiliyorsun ne muhabbet edebiliyorsun. Çünkü oradaki insanlar senin bir süre sonra hayatın oluyor, ailen oluyor. Mesela benim hayatım hakkında, kendim hakkında kimsenin bilmediği çoğu şeyi mesela Ferit bilir. Çünkü Ferit sabahın 5’ine 6’sına kadar Discord’da oturur. Aynı evde kaldığımız zaman koltukta otururken, sigara içerken falan konuştuğumuz şeylerin haddi hesabı yok.

-Bir hayat paylaşıyorsunuz sonuçta.

Aynen öyle. O insanla her şeyi birlikte yapıyorsun sen. Çünkü o insanla anlaşabiliyorsun. O insanla sen oyun oynuyorsun. Bir insanı tanımak istiyorsan uzun yola çık derler ya, ben ona mesela inanmıyorum. Oyun oynatacaksın abi. Hakikaten bir insanla oturup oyun oynayacaksın. Çünkü oyun sonrasında o insanla neler paylaşabileceğini, o insana kendine özel sahip olduğun neleri verebileceğini, sırlarını olsun, özellikleri olsun, onları tutabilecek mi, kendi fikirleri ile sana yardımcı olabilecek mi bunların hepsi önemli şeyler.

-Son bir sorum daha var. Ana akım medya hala oyunlara karşı çok önyargılı. Bu önyargının kırılması için biz ne yapabiliriz ve önümüzde ne kadar yol var?

Ben bu konu hakkında bayağı pesimist olacağım. Çünkü bana sorarsanız herhangi bir şekilde gelişme gösterebileceğimizi düşünmüyorum. Yani nasıl desem, çok zor. Hani gerçekten medyanın Tayland’da olan bir olayı, çocuğun internet kafede yaşadığı bir öldürülme olayını ‘’bu çocuklar öldürülüyor oyun oynarken’’ diye gösterip insanları bu kadar, daha doğrusu anne babaları bu kadar konudan uzaklaştırmamaları gerek. Aileleri bu konudan çok uzaklaştırabiliyorlar. Mesela şöyle bir örnek vereyim. Mesela ünlü bir oyuncu Terry Crews var. Terry Crews’un oğlu ile yaşadığı bir muhabbet var. Bir gün oğlunun odasına giriyor, odaya girince ne oynuyorsun falan diye oğluna soruyor. Oğlu oynamıyorum baba birini oynarken izliyorum diyor ve adam ondan sonra kendi babasının ona hiç yapmadığı şeyi yapıp çocuğunun dünyasına katılmaya çalışıyor. Buna da ilk başta ona bilgisayar toplayarak başlıyor. Çünkü diyor ki benim babam bana hiçbir zaman benim yaptığım şeye ilgili olmadı diyor. Ben babama heyecanlı bir şekilde baba bak ne yaptım diye gittiğim zaman ‘’hı tamam hadi şimdi işim var biraz sal’’ dedikten sonra beni kenara atardı, ben oğluma bunu yapmak istemedim diyor. Sonrasında biraz daha işin içine girmeye başladım, sonra oğlum bana dedi ki ‘’baba bilgisayarı toplarsan daha güzel olur’’ birlikte bilgisayar topladık falan diye anlatıyor. İnsan bu örnekleri görünce haliyle imreniyor biraz da karamsarlığa düşüyor. Ben 15-16 yaşlarındayken annem tarafından bilgisayarımın power kablosu saklanırdı. Kısacası bu konuda gitmemiz gereken daha çok yolumuz var.

Oyun dünyasındaki tüm gelişmelerden haberdar olmak için Instagram  ve Twitter üzerinden bizleri takip edebilirsiniz.

Hakkında Beril Özge Danacı

5 yaşında Tomb Raider oynayan annemi gördüğümde işler çok değişti. Annem hala o güne lanet ediyor.

Buna da bak!

rebirth

Yepyeni Bir Türk Oyunu: Rebirth Üzerine Bir Röportaj

Yakın zamanda Steam’de yerini almış olan ve şimdiden dikkatleri üzerine toplamış bir Türk yapımı olan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir