Ev / Blog / Orta Dünya Sendromu
Architect of Middle Earth kitabının kapağından...

Orta Dünya Sendromu

Orta Dünya Sendromu

  Orta Dünya Sendromu’nu açıklamak için önce Orta Dünya’nın ne anlama geldiğini açıklamak gerekiyor. Orta Dünya’nın ne olduğunu biliyor olsanız bile, yazımın bu kısımlarını geçmemenizi rica edeceğim. Çünkü Orta DünyaSendromu’nu oluşturan sebeplerden bir tanesi de bu kelimelerin ne anlama geldiğini bilmeyen insanlara karşı gelişen refleksif histir. Bu yazı ağır derecede sübjektiftir, not düşmeliyim.

  Orta Dünya (Middle Earth), Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit gibi fantastik eserlerdeki masallara ev sahipliği yapan hayali bir kıta. Birçok insanın bildiği aksine Orta Dünya, orta çağ kelime grubunun eş anlamlısı değil ya da dünyanın ortasındaki coğrafi bölgeye denmiyor.

Mesela bizlerin Game of Thrones diye bildiği ama hayranlarının “Buz ve Ateşin Şarkısı evreni diyeceksiniz!” diye dikte ettiği fantastik evrende de tüm olaylar Westeros ya da kitaptaki çevrilen adıyla Batıdiyar’da geçiyor. Ama kitaplarına Westeros kitapları değil, Buz ve Ateşin Şarkısı kitapları diyoruz. Bu sebepten dolayı aynı sorun diğer fantastik evrenlerde mevcut değil.

Yüzüklerin Efendisi, Hobbit ve dilimize çevrilmeyen kitapların tümüne Orta Dünya Külliyatı deniyor. Fakat birçok insanın bundan haberi olmadığından, ben ve benim gibi Orta Dünya Sendromu’na girmiş dostlarım,

Ya şimdi Yüzüklerin Efendisi’ni biliyorsun. Hobbit’i de izlemişsindir. Fark ettin mi ikisinde de Gandalf vaar, Legolas vaar. Heh işte bunun sebebi iki hikayenin de aynı kıtada geçiyor  olması. O kıtanın adı Orta Dünya işte. Yazarı Middle Earth demiş Türkçesi Orta Dünya

….gibi bir açıklama yapmayı tercih ediyorlar. Bu minik sorun Orta Dünya evrenine özgün maalesef.

 

 

Dilbilimci, Yazar, Şair, Profesör ve En Önemlisi; Bir Hayalperest

Orta Dünya, John Ronald Reuel Tolkien tarafından oluşturulmuş, başta çok farklı amaçlar ile kurgulanmış; sonrasında gittikçe büyümüş bir kurgusal evren. Müthiş bir hayal ürünü ve üstün bir edebi eser. Yazarı Tolkien, 1.Dünya Savaşı’na katılmış, insanoğlunun neler yapabileceğini görmüş, küçük yaştan itibaren dil ve mitoloji öğrenmiş ve genç yaşta Oxford profesörü olmuş biri. O kadar geniş bir hayal gücüne sahip ki, yazdığı kitapların ilk cümleleri genelde peçetelerin ve kağıt parçalarının üzerinde. Çünkü Tolkien durmadan üreten bir insan. 1937 yılında yayımlanan Hobbit kitabının ilk satırları, bir öğrencisinin sınav kağıdının arkasına karalanmış. Bugün Orta Dünya Külliyatı’nın belkemiği olan Silmarillion isimli eserinin ilk cümlelerini mutfaktan bulduğu bir mendil üzerine yazmış. Asıl amacı çocuklarına masal anlatmakmış. Hatta çocuklarından uzaktayken onlara Noel Baba’dan mektuplar yollamış. Onlara her babanın çocuğuna anlattığı masalları değil, kendi masallarını anlatmış. Komşularının çocuğu Hansel ve Gretel’i bilirken, Christopher Tolkien, Elflerin ve Cücelerin yaşadığı bir evreni görmüş rüyasında.

Gerçek Bir Dil: Elfçe 

J.R.R Tolkien, müthiş bir dünya yaratmanın yanında, bu dünya için bir dil de geliştirmiş. Küçük yaştan itibaren Galce ve Fince gibi diller öğrenmesi; Elfçeyi yaratmasına önayak olmuş. Bugün dünya üzerinde Elfçe öğrenen ve öğreten insanlar var. Tolkien yapay bir lisan yaratmış. Bu lisanı konuşan uzun ve sivri kulaklı, kendi kültürlerine ve geleneklerine sahip olan bir ırk var. Tabii bütün bu kültürün yaşaması için ona ev sahipliği edecek topraklara ihtiyaç var. İşte bu toprakların adı Orta Dünya. Özgün adı ise Middle Earth. Bu isim Norse dilinde Middlegerd’den geliyor. Bu kelime de İskandinav mitolojisinde insanların yaşadığı yer olarak geçiyor. Orta Dünya farklı mitolojilerin bir sentezi aynı zamanda.

Mesela Finlandiya’nın büyük destanlarından bir tanesi olan Kalevala Destanı’ndan Kullervo isimli karakter, Tolkien’in Turin adındaki karakterine ilham kaynağıdır. Turin karakteri ise Orta Dünya’nın dehlizlerindeki büyülü hikayelerden sadece birinin ana karakteridir.

  Orta Dünya bir sentez olmayı başarmanın da ötesinde, sentezlenebilecek bir evren olmuştur. Bugün çeşitli mecralarda gördüğümüz her fantastik öge aslında bir noktada Tolkien’in Orta Dünyası’ndan etkilenmiştir. Unutulmuş Diyarlar evreninin yaratıcıları, Buz ve Ateşin Şarkısı serisinin yazarı, R.A Salvatore, Andrzej Sapkowski ve fantastik edebiyat türünde eserler vermiş birçok yazar Tolkien’in külliyatından etkilenmiştir. Fantastik edebiyat türüne öncü olmuştur.

 

  Orta Dünya bünyesindeki Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit gibi eserlerin oldukça romantik olması kaçınılmazdır. İyi iyidir. Kötü kötüdür. Grinin tonlarına genellikle yer verilmez. Bu birçok okura göre Orta Dünya evrenini zayıf kılar. Bir Orta Dünya fedaisi olarak bunun savunmasını yapmak en büyük vazifelerimden biridir fakat bu başka bir yazının konusu olacak. (-yani patronlar izin verirse)

  Peki Orta Dünya Sendromu nedir ve bunu kim oluşturmuştur?

Bunu ben oluşturdum. Adını da ben koydum.

  Orta Dünya’dan büyülenmiş ve karşısında huşuya düşmüş insanlar bu sendromdan muzdariptir. Eğer sendroma güçlü bir şekilde tutulmuş ise, bu kişi muhtemelen külliyata Silmarillion ile başlamıştır. Silmarillion’da Orta Dünya’nın üzerinde bulunduğu Ea evreninin yaratılışı ve ırkların uyanışı anlatılır. Bu hikayeler yavaşça ve çoğu zaman ağır bir dille aktarılmıştır. Bazen halkların çıktığı uzun yürüyüşler, bazense kibirli bir elfin yaptığı mücevherler dünyanın kaderini değiştirir. Silmarillion okundukça kulaklarınızda arplar çalmaya başlar. Bazen akrabaların birbirini katletmesini, bazen de oğlunun kötü kaderini izlemeye mahkum olmuş bir adamı izlersiniz. Okudukça kaybolursunuz, okudukça kendinizi Orta Dünya’da bulursunuz. Yıllar geçer ve çağlar geçer. Çok uzun zaman önce hikayesine şahit olduğunuz karakterlerin soydaşları yine savaş vermektedirler. Bu sefer dünyanın kaderinde güçlü bir yüzük ve onu taşıyan minik eller vardır.

Birbirine yıllarca düşman olmuş ırklara mensup iki farklı kişinin dostluğuna şahit olur, atalarının kalıntısından yeni bir dünya yaratan bir kralın serüvenine katılırsınız. Geldiği yere bela ve neşe getiren bir büyücünün fişeklerine güler, açgözlülüğü yüzünden amacından sapmış bir başkasının haline acırsınız. Güç ve ihtirasın bireyi getirdiği hale hayret edersiniz.

Bu yüzük öylesine güçlüdür ki; karşısında krallar dahi duramaz. Fakat aynı yüzük aylar boyunca minik bir Hobbit tarafından taşınabilir. Çünkü Orta Dünya size en küçük insanın bile geleceği değiştirebileceğini ve her zaman bir umudun olduğunu öğretir.

  Orta Dünya Sendromu bütün bunları anlatırken zorlanmanıza neden olur. Sizi etkilediği gibi Blind Guardian’ı, Eldamar’ı, Sting’i, Led Zeppelin’i de etkilemiştir. Onlar da Orta Dünya’yı şarkılarında anlatmayı denerler. Peter Jackson bunu 2001-2003 yıllarında sinemada yapmayı denemiştir. Yazının başında bahsedilen refleksif his de budur. Orta Dünya’yı anlatmayı istemektir.

  Orta Dünya ile tanışmamdan bu yana bazen oradaki hikayeleri hatırlar ve bana yaşattıkları için üzülürüm, sevinirim ama en çok da minnet duyarım. Orta Dünya’nın yaratıcısı J.R.R Tolkien’e en muazzam masalları yazdığı için teşekkür ediyor ve sizlerin bu sendroma yakalanmanızı temenni ediyorum. Umarım Orta Dünya ile tanışır, büyülenir ve bu sendromdan hiç kurtulamazsınız.

Namárië!

 A loyal warden of Lothlorien, Keremir 

 

Kitaplığımdan…

Hakkında Kerem Doğan Karakoç

Edebiyat, sinema ve oyun dünyası ile ilgilenen genç bir lise öğrencisidir. Oyungg'yi çok seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir